Tiyatro Pera


 Tiyatro Pera













Taksim/Beyoğlu Bir Kültür Merkezidir! 

“...Ne oldu diyorum bu BEYOĞLU’na böyle... Ne oldu? Fena kokulu bir rüzgâr mı esti, yoksa gün mü karardı birdenbire aydınlığın içinden! Ne oldu?” 
      Cihat Burak 

Tiyatro Pera, bundan böyle yalnızca oyunlarıyla değil, sanatın pek çok alanında yapılacak söyleşiler, work-shop’lar, gösteriler, izleyicinin de katılacağı etkinliklerle de izleyicisiyle buluşacak. Taksim/Beyoğlu’nu yeniden “kültür merkezi” yapabilmek için elbirliği ile çaba göstermeyi hedefliyoruz! Düşüncelerimizi paylaşmak, yeni düşünceler üretmek için etkinliklerimizde buluşalım. 
Mart ayında başlayacak etkinliklerimiz gelecek sezonda da düzenli olarak devam edecek. Mart ayındaki ilk iki etkinliğimiz “Pera Fest” ile işbirliği içinde oluşturulmuştur. 

Etkinlik I: “Şiirinle Gel!” (Tiyatro Pera-Pera Fest işbirliğiyle) 
21 Mart Cumartesi Saat:14.00 
İlk etkinliğimiz 21 Mart Cumartesi günü saat 14.00’te başlıyor. “Dünya Şiir Günü”nde, “Şiirinle Gel!” adı altında, Türk şairlerinden bir seçkiden oluşan etkinlik, müzik, dans ve şiiri buluşturacak. Tiyatro Pera oyuncuları, bu şiirleri, izleyicinin de getireceği şiirlerle harmanlayıp, o an sahnede seçerek, doğaçlama müzik ve dans eşliğinde okuyacaklar. 

Şiirleri okuyacak oyuncular: Başak Meşe, Can Yılmaz, Emre Çakman, Gamze İpek, Zeynep Özden. 
Müzisyenler: Ahmet Ali Arslan, Joshua Hullu, S. Tunca Olcayto. 
İzleyiciler konuk şairimiz Bejan Matur’la da sohbet olanağı bulacaklar. 

Etkinliklerimiz ücretsizdir. Davetiyeleri gişemizden alabilirsiniz. 

Taksim/Beyoğlu Bir Kültür Merkezidir! 

Bugün hemen herkes Taksim-Beyoğlu’nun nasıl çirkinleştiğinden, nasıl kimlik değiştirdiğinden şikayet ediyor. Çoğu sanatsever ayağını çekmeye başladı bile. Kapatılan sinemalar, tiyatrolar, yüzyıllık tarihi binalara açılan “modern!” alışveriş merkezleri, görünümü ve kimliği değiştirilen sokaklar, polis baskınları, Gezi direnişine karşı gösterilen orantısız güç, ölen, sakat bırakılan güzel insanlarımız... 

Kültür tarihimizin kalbi Taksim-Beyoğlu bugünkü durumunu hak etmiyor! Bölgemizi yeniden, tarihinde olduğu gibi, bir kültür-sanat buluşma merkezi haline getirmeliyiz. Sanatçılar, sanatseverler, öğrenciler, gelecek için öngörüsü olan tüm aydınlar, elbirliği ile Taksim’i eski günlerinden daha da öteye götürebilmeliyiz. 

“Pera”, tiyatromuzun içinde bulunduğu bölgenin adı. İçinde Beyoğlu’nun, Taksim’in yer aldığı, “karşı yaka, öte” anlamına gelen ‘Pera’ adını, tiyatromuz da üstlenip 14 yıldır yaşatmaya çalışıyor. 

Hepimiz biliyoruz, çağdaşlık karşıtı, yeni bir kültür dayatması ile bölgenin yaşam biçimi değiştirilmeye çalışılıyor. Oysa dönüp bir bakalım İstanbul kültür yaşamının tarihine. 1800 sonlarından itibaren, kültür ve sanatın kalbinin attığı yer, tüm renkleri içinde barından Beyoğlu/Taksim değil miydi? Kimler geçmedi ki buradan? 
Aznavur Pasajı’ndaki Café de Commerce’te Ahmet Rasim bir kadeh rakısıyla oturuyor; Palais de Cristal’de Halit Ziya Uşaklıgil “Mai ve Siyah” romanının notlarını alıyor; Tokatlıyan lokanta ve pastanesinde Orhan Hançerlioğlu “Beş Sanat” dergisini çıkarırken, Sabahattin Kudret ve Baha Çalt ile koyu bir sohbete dalmış; Yahya Kemal, Yakup Kadri, Şehabettin Süleyman, Halit Fahri, Abdülhak Şinasi burada yemek yiyip edebiyattan, gazetecilikten söz ediyorlar; Lebon Pastanesi Servetifünunculardan, hececilere, edebiyatçıların uğrak yeri olmuş; Pierre Loti, Yahya Kemal, Abdülhak Hâmit, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi Orhon, Sait Faik, Nurullah Berk, Oktay Akbal gibi yazarları ağırlamış; Nazım Hikmet 1927 yılında Resimli Ay dergisinde, Abdülhak Hâmit’i tahtından indirirken, onunla ünlü tartışmasını Lebon’da bir öğle yemeğinde yapıyor; Lebon’un karşısındaki Markiz Pastanesi’nde Haldun Taner gazete okuyup, notlar çıkarıyor; Sait Faik’in “Korkunç Pastane” adını verdiği Nisuaz, sinemaların dağıldığı saatlerden itibaren bir şenlik yerine dönüyor; Orhan Veli İstanbul’a geldiğinde Nisuaz’a uğramadan edemiyor. 
Genç Kuşak’ın yazlık kahvesi, Kazancılar Yokuşu’nun başındaki Cennet Bahçesi, Samim Kocagöz, İlhan Berk, Oktay Akbal, Cahit Saffet, Nermi Uygur, Kemal Bekir, Edip Cansever’in toplandığı, konuşmaların şiire dönüştüğü yer. Baylan Pastanesi Atillâ İlhan’ın yeri; Sait Faik, Atillâ İlhan ile oturup Yenice cigarasını tüttürürken sanat üzerine konuşuyorlar. 

19. yüzyıldan günümüze hemen her yazarımız, şairimiz bir şekilde Beyoğlu’ndan geçmiştir. Herkesin bu listeye ekleyeceği ne çok isim vardır. Beyoğlu son on yıllarda, kimlerle ve nasıl yeni atılımlara mekan olmuştur? Edebiyat tarihinde yerlerini alacaklar. Ancak kesinliği tartışılmaz olan, Beyoğlu/Taksim’in, sanat akımlarının oluştuğu, İstanbul’u, ülkemizi güzelleştiren bir yer olduğu. 

Binalar önemlidir, kentin dokusunu, kimliğini oluşturur ve insanlara bir arada olma, paylaşma isteği verir. Bir arada olmak, düşünsel yaşamı belirler. Tek başına Atatürk Kültür Merkezi örneği bile yeterlidir. Yaklaşık beş yıldır karanlık bir enkaz gibi Taksim’in ortasında, bölgenin olumsuz ve zorla değişen çehresinin bir simgesi haline gelen AKM, 1970’den bu yana en önemli sanat-kültür buluşma yeriydi. Önündeki avlusunda, temsil öncesinde, arada ya da temsil sonrasında toplanan kalabalık, izlenen temsil ya da genelde sanat üzerine konuşur, ardından bir yerlerde buluşup sohbet sürdürülürdü. Düşüncelerin yavaş yavaş kentin sokaklarına yayılması... Düşüncelerden, çağdaş önerilerden korkan politik zihniyetin yapacağı ilk iş, buluşma mekanlarını yok etmek, kent merkezinden uzaklaştırmaktır. Şu an yaşadığımız da bu değil mi? Peki bunu kabul edecek miyiz? 
Tiyatro Pera, etkinlikleriyle, pek çok sanat kurumunun gösterdiği çabaya katkı sağlamak için yeni bir sayfa açıyor.